Şihâbüddîn Karâfî ve Usûl Anlayışı (1228-1285)
Hatice Boynukalın Şenkardeşler


İDE KONFERANS 2020-2021 | DERS NOTLARI | 27 Mayıs 2021

Karâfî kimdir?

  • Karâfî h.626 yılında Mısır-Kahire’de dünyaya gelmiş olup 684 yılında 58 yaşında Kahire’de vefat etmiştir.
  • Tam adı Ebü’l-Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. İdrîs b. Abdirrahmân el-Mısrî el-Karâfî’dir.
  • Berberî asıllı olup Sınhâce kabilesine mensuptur.
  • Hayatı boyunca yalnızca ilim öğrenme ve öğretme işiyle meşgul olmuş, kadılık veya resmi vazifelerde görev almamıştır.
  • Yaşadığı mekân olan Mısır, Mâlikîlik açısından önemli bir bölge olup yaşadığı dönem de İslam dünyası açısından önemlidir.
  • Karâfî Mâlikîliğin istikrar dönemi denilebilecek bir döneminde yaşamıştır.

Mısır’ın Siyasi Önemi

  • Karâfî’nin yaşadığı devir, maruz kaldığı varoluşsal tehditler sebebiyle İslam dünyasının bunalımlı yıllarına tekabül etmektedir. 
  • Şii-sünni mücadelesi, Endülüs Emevi Devleti’nin yıkılışı sonrası yaşanan hadiseler, Haçlı seferleri, Moğol işgalleri gibi olaylar yüzünden ulema sorumluluk üstlenmiştir. Bu dönemde ansiklopedik eserlerin yazılmasının sebeplerinden bir tanesi de budur.
  • Karâfî’de de bu durum görülmektedir. “Nefâ’isu’l-usûl fî şerhi’l-Mahsûl” mutavvel bir eserdir.

Etkilendiği Durumlar ve Kişiler

  • Karâfî’nin hukuki tefekkürünü etkileyen birtakım hususlar vardır ve bunların ilki Mısır Mâlikiliğine mensubiyetidir.
  • İbnu’l-Kâsım’ın Müdevvene’ye yaptığı katkılar itibariyle mezhebin usûl-i fıkhının ilkelerinin tesisi ve furû fıkhının sistematik haline getirilmesinde Mısır Mâlikîlerinin ciddi katkısı vardır ve Karâfî bu ilmî mirası almıştır.
  • Kârafî, Râzî geleneğine mensup olup üzerine şerhler yapmış olup aynı zamanda müdakkik kişiliğiyle tanınmaktadır.
  • İzzeddîn b. Abdisselâm etkisi Kârafî üzerinde söz konusudur.

Karakteristik Özellikleri

  • Çeşitli ilim dallarına temayüzü vardır. İslami ilimlerin yanında mantık ve dil ilimlerine vakıftır.  “Tıp, matematik gibi ilimlerden nasibi olmayan fıkıh konusunda başarılı olamaz” der. Disiplinler arası çalışmaya önem verir.
  • Bulunduğu bölge ve üzerine aldığı sorumluluk eklektik kişiliğe sahip oluşunu göstermektedir.
  • Nefâis’in şerh ettiği Râzî’nin Mahsûl’ü, Gazâlî’nin Mustasfa’sı, Cüveynî’nin Burhan’ı, Kadı Abdulcebbar’ın usûl eserlerini mezcetmiştir. Nefâis, bunları mezceden Mahsûl’ü şerh ettiği için dolaylı olarak bu eserleri şerh etmiş olmaktadır. O eserlerin hulasası ve daha fazlasıdır.
  • Nefâis’de, Mahsul üzerine yazılan şerhlerin şerhini yaptığını söyler. Bu anlamda sadece Mâlikî mezhebi içerisinde değil özellikle mütekellim ekolü içerisinde bu eklektik şahsiyetin ürünleri görülmektedir.
  • Karâfî, şehâde ve rivâye arasındaki farkı anlamak üzere yıllarını vermiştir. Bu onun müdakkik ilmi kişiliğini gösterir.
  • Meseleleri ileri sürerken aynı görüşü paylaştığı kişilere ve kendi delillerine yaptığı itirazlar dikkat çekicidir.
  • Diğer mezheplere karşı esnek bir dil kullanır. Hanefilerle ilgili olarak sıhhat ve butlan teorisini çok över ve çokça faydalı bir ayrım olduğuna dikkat çeker. Ancak yaşadığı çağdaki mezhep taassubunu aşamadığı için kendisini Mâlikî olarak konumlandırmıştır.
  • Bununla birlikte Süyûtî, Karâfî’yi mutlak müçtehid olarak konumlandırır. Keza çağdaş ulemâdan Abdulfettah Ebu Gudde de kendisini doğrular ve Mâlikî mezhebi mensubu olmaktan ziyade mutlak müçtehid olduğunu ifade eder.

Mahzâ Usûle Dair Eserleri:

  • Tenkîh: Özet bir usûl kitabı olarak yazmıştır.
  • Şerhu Tenkîhi’l-Fusûl: Nefâis’ten sonra yazdığı şerhu’t-tenkih vardır.
  • el-‘Ikdü’l-manzûm: Umum- husus lafızlar üzerine yazdığı bir eserdir. Türünün ilk örneklerindendir.
  • Nefâ’isu’l-usûl: Mahsûle yazdığı şerhtir.

İçlerinde Usûl Meselelerini Barındıran Eserleri

  • el-Furûk: vefatına yakın dönemde yazdığı şaheseridir. 
  • el-İḥkâm fî temyîzi’l-fetâvâʿani’l-aḥkâm ve taṣarrufâti’l-ḳāḍîve’l-imâm: Hz. Peygamber’in tasarruflarına ilişkin ilk sistematik tasnifin yer alması bakımından önemlidir.
  • el-İstiğnâfi’l-istisnâ: Usûlün dille alakalı hususlarını ele aldığı eseridir.

Karâfî’de Makasıd Fikrinin Temelleri

  • Kârafi makasıd denilince akla ilk gelen isimlerdendir. Bu ilmi birbirinden alan bir zincir vardır ve o zincir içerisindeki önemli halkalardan biri de Karâfî’dir.
  • İmam Mâlik Medine’de yaşamış bir fakihtir. Karâfî de Mâlikî olduğu için bu geleneğe mensuptur. Tebeu’t-Tabiîn’i ve sahabe-tabiin fıkhını mütalaa etmiştir. Örneğin Hz. Ömer’in fıkhı burada tevarüs etmiştir. Zahire sıkı sıkıya bağlı kalındığında herhangi bir hükümle alakalı maslahata aykırı bir sonuç meydana gelecekse bundan vazgeçtiği görülmektedir. Mâlikî mezhebindeki esnekliğin Karâfî üzerinde etkisi olabilir.
  • İzz. bin Abdisselam makasıd konusunu fıkıh usûlü konularından bağımsız şekilde işleyen ilk isim olarak bilinmektedir ve Kavâidu’l-Kübra isimli eserleri de bunun pratiğe yansımasıdır. Karâfî bunları incelemiş ve etkilenmiştir.
  • “İstikra” kavramı Karâfî için çok önemlidir. Olabildiğince fazla meseleyi gözden geçirir. Furûk eseri de bu şekilde yazılmıştır.
  • Mâlikî mezhebi içerisinde de iki kol gelişmiştir. Bu iki ayrı metot pek çok kavil ortaya çıkarmıştır. Karâfî’ye gelene kadar ise uzlaştırma çabaları sonuçsuz kalmıştır. Karâfî ise Zahîra’da bunu yapmaya çalışmıştır. “Bu meselelerin ortak kaideleri olduğunu fark ettim ve bunları ortaya çıkarmaya çalıştım ama Zahîra bunun için uygun değildi.” demiştir. Furûk adlı eseri bu serüvenin sonunda çıkmıştır.
  • İbn Abdisselam ile ilgili olarak sahabe dönemindeki ya da tabiin döneminde nispeten içtihadın serbest olduğu döneme irca ettiği şeklinde yorumlar bulunmaktadır.
  • İlletin katılığını esnekliğine kavuşturan âlim olarak tanımlanır. Bu açıdan Karâfî üzerinde etkili olmuştur.
  • Karâfî’nin aklı ön plana çıkaran içtihadı, düşünce yapısı ve elde ettiği ilimler makasıd fikrinin oluşmasında etkili olmuştur.

Karâfî’nin Maslahat Temelli İçtihadlarını Yansıtan Temel Kabulleri

  • İhkâm isimli eserinde Hz. Peygamber’in, hükümleri ortaya koyarken meselelere çözüm üretirken temelde 4 farklı sıfatla hareket ettiğini söyler.
  • 1-Mübelliğ-tebliğci. Asıl görevi budur. 2-Fetva/müfti 3-Kadı 4-Devlet başkanı/imamet.
  • Tebliğ ve iftâ sıfatıyla ortaya koyduğu tasarruflar bütün ümmeti dünden bugüne bağlar. Bunlar kâdî vasıfyla ortaya koyduğu tasarruflardır, inşâîdir, ihbârî değildir. İnşâî olduğu için sadece Hz. Peygamber açısından değil, ondan o sıfatı tevarüs edecek olan kadılar açısından baktığımızda o ortaya koyduğu inşâî tasarruftan dolayı artık kendisine bu dava için gelen kişileri bağlamaktadır. Aynı zamanda başka bir kadı bu kadının verdiği hükmü bozma hakkına sahip değildir.
  • İmamın tasarrufları, imamın maslahata bağlı olması, kendisinden sonra geleni bağlamaz.
  • Peygamberden gelen her türlü veri alternatifsiz hüccet kabul edilirse makasıd temelli içtihadın önü kapanır.
  • Bundan dolayı Karâfî’nin bu tasnifi içtihada kapı aralamıştır.
  • Husun-kubuh meselesiyle ilgili olarak Karâfî’nin görüşü, mensup olduğu Eş’arî ekolüyle tam manasıyla uyuşmamaktadır.
  • Her ne kadar Allah’ın üzerine vaciptir ifadelerini kabul etmese bile, konuyla alakalı Allah’ın hükmü yoksa bunların iyi ya da kötü olarak netleştirilemeyeceği görüşüne karşı çıkmaktadır.
  • Hatta geçmişte Mûtezile’nin bizatihi çirkin demesi gibi kavramları kullanmaktan çekinmez.
  • Bunları söylerken kendi döneminde Mutezile’nin zayıfladığını ve risk oluşturmadığını da düşünmek gerekmektedir.
  • Eşyada şer’î bildirim olmadan önce de bizatihi kendisine ilişkin iyilik ve kötülüğün bulunduğunu kabul eder.
  • Bunların da iyi olanların Allah tarafından emredildiğini, kötü olanlarından sakındırıldığını söyler.
  • Kelam ulemasının husun-kubuh mevzularını tartışırken gösterdikleri şiddet fıkıh alanında devam etmez. Zira bu meseledeki katı bakış talilin önündeki büyük bir engeldir.
  • Hükümlerin muallel olması noktasında herhangi bir sıkıntı çıkarsa fıkıh ilmi ve dolayısıyla kıyas gibi bir ameliyenin fıkıh içerisinde cârî olmasına imkân kalmaz.
  • Karâfî’nin kelâmî konuları tartıştığı bir zeminde açıkça ifade etmesi büyük önem taşımaktadır.
  • Karâfî’nin maslahat temelli içtihadlarını yansıtan temel kabulleri:
  • Muhtevası bakımından sünneti tasnif etmek suretiyle Hz. Peygamberin tasarrufları arasındaki farklara işaret etmesi
  • Hüsün-kubuh meselesini değerlendirme biçimi

Karâfî’nin İllet Meselesine Bakışı

  • Eş’ari ekolüne mensup olup amelde Şâfiî olanların aksine prensip olarak her hükmün muallel olduğu kanaatini taşır.
  • Hükümlerin tümünün maslahata tabi olduğunu, bunları bilmenin zor olduğunu ama akli yeterliliği müsait olan insanların bunları bilebileceğini ifade eder.
  • Hükümlerin tümü maslahata tabidir. Dolayısıyla anlaşılmasa dahi mualleldir.
  • Normal şartlar altında Hanefi mezhebinde bazı hususlarda kıyas mümkün değildir. Zira taabbudidir. İlletin tespiti mümkün değildir.
  • Karâfî taabbudi kelimesini neredeyse hiç kullanmaz. Genellikle muallel olduğunu, çoğunun da mâkûlu’l-mânâ olduğunu söyler.
  • İllet-hikmet meselesini prensipte kabul etmez. Fakat satır aralarında illeti hikmetle eşitlediği ve hikmetle talili mümkün hale getirecek içtihadlar ortaya koyduğunu iddia eden âlimler vardır.
  • Vasıf ve mazınne ayrımı bu iddiayı doğrular niteliktedir. Onun bu bağlamda verdiği temel örneklerden birisi seferde meşakkat meselesidir.
  • Şari seferi illet olarak belirlemiştir. Meşakkatin objektif esaslarla belirlenmesi mümkündür.
  • Tahmin edilebilir meşakkat bellidir. Bu meşakkatin üstündeki bütün meşakkatler sefer meşakkati olarak değerlendirilebilir.

İmam Karâfî’nin Şer’î Hükümler Konusundaki Yaklaşımları

  • Ahkâm-ı hamse sıralaması: Nasların sigalarından ziyade bunların içerdiği maslahat ve mefsedet dengesi gözetilerek nas hakkında hükmedilir.
  • Emir ve nehiy konusundaki tutumu da maslahat dengesine tabi tutulur.
  • Farz-ı ayn ve farz-ı kifaye ayrımı. Karâfî’ye göre bir şey her yapıldığında maslahat getiriyorsa farz-ı ayndır.
  • Fakat bir şey tek bir kere yapıldığında maslahat gerçekleşiyorsa ve tekrar yapıldığında abes durumu ortaya çıkıyorsa bunu farz-ı kifaye olarak nitelendirilir.
  • Sevap ve cezanın miktarı konusundaki yaklaşımı: Sevap ve ceza durumunun yapılan fiilin getirdiği maslahat ve mefsedete bağlı olduğunu düşünür.
  • İbadetlerde niyabet meselesine getirdiği açıklamalar:
  • Bilindiği üzere Mâlikîlerde hac niyabeten yapılmaz.
  • Karâfî bunun sebebini, o şey yapıldığında maslahatı elde eden yerine getiren kişi olduğu için niyabetin mümkün olmamasına bağlar.
  • Namaz, oruç, hac gibi ibadetleri ancak kişi kendisi yaptığında ondan beklenen maslahat gerçekleşir der.
  • Kurban, zekât, emanetleri ulaştırma gibi konularda niyabet mümkündür der.
  • Karâfî’nin orijinal katkılardan bir tanesi sedd-i zeraiye teorik alt yapı inşa etmesidir.
  • Zerâî denilen hususları vesâil kapsamında değerlendirir ve makasıddan daha alt düzey kademede gösterir.
  • Bu şekilde değerlendirerek sedd-i zerai ve feth-i zerai üzerine yapılacak teorik tenkidin önüne geçmeye çalışmıştır.
  • “Vesileler maksada tabidir” ve “Vesileler makasıda göre daha düşük meretebededir” gibi ilkelerle bunu desteklemeye çalışır.
  • Kavaide Yaptığı Vurgu:
  • Mefsedetin def’i maslahatın celbinden evladır.
  • Kavaid-i fıkhiyye gerek hukuk sistemi olsun gerek fukaha olsun onların genel hukuk mantığını ortaya koyacak nitelikte bir yapı arz eder.
  • Nadir vuku bulan mefsedetler nedeniyle büyük oranda maslahata yol açan hususlar terk edilemez.
  • Gerek velâyet-i amme gerekse velâyet-i hassayı ilgilendiren konularda maslahata en uygun şekilde davranacak olan kişilerin vazife alması esastır.
  • Mürsel maslahatı şer’î bir delil olarak tasvir eder.
  • Meseleler arasındaki farklara temas ederken ve tercihte bulunurken maslahat mefsedet dengesini temel bir ölçüt olarak alır.
  • Fevri olarak yapılması emredilen hususlar ertelemeye müsait olanlara tercih edilir.
  • Farz-ı aynlar farz-ı kifâyelere tercih edilir.
  • Zarurîler hâcî olanlara, hâcîler ise tetimmîlere tercih edilir.
  • Daha fazla maslahat içeren ve gerçekleştiren hususlar diğerlerine tercih edilir.

Değerlendirme ve Sonuç

  • Karâfî ortaya koyduğu esaslarla maslahata zaruri durumlarda başvurulması gereken bir ilke olmaktan öte bir anlam yüklemektedir.
  • Gazali Mürsel maslahatı bu beş temel esas bağlamında başvurulması gereken bir ilke olarak ön plana çıkarmakta idi.
  • Ancak Karâfî bunu reddeder. Bunu şer’î maksad mertebesine yükseltir.
  • Bu bağlamda müctehid açısından nasları anlama ve yorumlama çabası esnasında illeti tespit ve illetlerin bulunduğu meselelerin aslın hükmünün verilmesinde, nassın bulunmaması sebebiyle genel prensip içtihadına konu olacak meselelerin çözümünde makasıd düşüncesine yer verir.
  • Makasıd ve maslahatı neredeyse birbirinin yerine kullanır. Maslahatlar hükümlerin özü ve ruhudur. Müctehid maslahata başvurarak içtihadın doğruluğunu test edebilir.

Hazırlayan: Rabia Sena Çakır