Dönem Ödevleri 2020-2021

Wilhelm Dilthey ve Tin Bilimleri
Enbiya Çiğdem

İDE AKADEMİ | DÖNEM ÖDEVİ 2020-2021

Giriş

Wilhelm Dilthey (1833-1911) Almanya’da doğmuş ve yaşamış olan, yaşadığı dönemde kültür tarihçisi olarak tanınırken yüzyılımızda felsefede devrim yapmış bir filozof olarak telakki edilen Alman düşünürdür. Teoloji, felsefe, sosyoloji, edebiyat gibi bir çok alanda çalışmalar yapan Dilthey, Geisteswissenschaften (Tinsel Bilimler) olarak isimlerdirdiği bilimlerin ve hermeneutik yöntemin felsefi dayanaklarını meydana getirmiştir. Bu incelemede, Dilthey’in temellendirmeye çalıştığı bilimlerin neliği ve yöntemlerinin ne olması gerektiği hakkında bir giriş niteliğindeki “Tin Bilimlerine Giriş” (Eineitung in die Geisteswissenschaften) adlı kitabının başlangıç bölümü olan “Tin Bilimleri Bağlamına, Bu Bilimlerin İhtiyaç Duydukları Bir Temellendirici Bilim Açısından Bakış” yazısı ele alınacaktır. İncelemede Doğan Özlem’in 1999 yılında Paradigma Yayınları tarafından basılmış çevirisi esas alınacaktır.

Dilthey’de Tin Bilimlerinin Felsefi Temelleri

Dilthey, kitabını, önsözünde işaret ettiği gibi, tin bilimlerinin epistemolojik temellendirmesine bir ön hazırlık ve onun felsefi temellendirmesi yolunda tarihsel ve sistematik bir deneme olarak takdim eder. Doğa bilimleri yönteminin ufak değişikliklerle toplumu ve tarihi ele alan bilimlere uygulanmasına karşı çıkan Dilthey, bu temellendirmenin zorunlu olduğunu düşünmektedir. O, toplumu genel yasalarla ve nedensel ilişkilerle açıklamaya çalışan doğa bilimci yöntemi hatalı görür.

Toplumu ve tarihi konu alan bilimlerin ortaçağ öncesinde metafiziğin güdümünde olduğunu fakat 18. yüzyıldan sonra da bu durumun sadece boyut değiştirdiğini ifade eden Dilthey, söz konusu bilimlerin modern felsefeyle birlikte gelişen doğa bilimlerinin tahakkümü altına girdiğini söyler. Bütün bunlara karşın o, Alman Tarih Okulu’nun bu bilimleri doğa bilimlerinin vesayetinden kurtarıp bağımsızlığını kazandırdığını da vurgulamaktadır. Dilthey, insan tarafından meydana getirilmiş toplumsal olgu ve olayların soyut toplumsal ideler sistemi olarak değil, somut gerçeklikler olarak ele alınması gerektiği üzerinde durmaktadır.

Bu noktada onun Tarihçi Okul’un tarih anlayışı üzerine yazdıkları dikkate değerdir:

Tekil tarihsel olayların taşıdıgı degeri/anlamı sadece o olayın kendi gelişim baglamı içerisinde belirlemek isteyen bu taırih görüşü, bugünün yaşamı açısından geçmişte kalmış olanın nasıl açıklanabilecegini sorguluyor ve tinsel yaşamın her anında tarihsel bir nitelige sahip oldugunu benimseyen bir toplum ögretisine dayanıyordu. İşte bu tarih görüşü, tüm tekil tarih bilimlerine uzanan sayısız kanallarla yeni bir düşünce akımı dogurdu.[1]

Dilthey, tarihsel olgu ve olayların özniteliğinin insanın tinselliği olduğunu vurgulamıştır. Çünkü ona göre insanın tinselliğine içkin olan bilme, isteme, arzulama, amaçlama yetilerinden herhangi birinin iptali durumunda tarihsel olgu ve olaylar anlaşılamaz hale gelir. Böyle bir indirgemeciliği yöntem kabul eden empiristleri ve Alman Tarih Okulu’nu eleştirir.

Dilthey, bilinçle bağıntılı olgu ve olayların eksik çözümlenmesinin tin bilimlerinin felsefi temellerini oluşturma bağlamında engel teşkil edeceğini iddia etmektedir. Tarihçi Okul’a yönelttiği eleştiriler de ağırlıklı olarak yöntem bakımından olmuştur. Bu okulu, psikolojiyle uyumlu bir epistemoloji kuramamakla itham eder. Dolayısıyla İngiliz-Fransız empirizmi tarafından doğa bilimsel yöntemin ilke ve uygulamalarının tarihi ve toplumu açıklamada kullanılması karşısında etkisiz kalan Tarihçi Okul cılız bir hareket olarak kalmıştır. Dilthey’e göre felsefi açıdan temellendirilememiş tin bilimlerinin toplumu anlama, yaşama dokunma, soyut teoriler karşısında sağlam eleştiriler getirme konusundaki yetersizliği onu öznel yargılara açık hale getirmiştir. Dolayısıyla bu atılım da spekülasyonlara kurban edilmiştir.

Bu noktada Dilthey, kitabını bu eksikliği tamamlama girişimi ve temellendirme denemesi olarak sunar.

Toplumla ve tarihle ilgilenen bilim adamlarının iş görürken dayandığı felsefi ilkeler hakkında bir soruşturma yapan Dilthey, tin bilimlerinin temellendirilmesi noktasında metafizik ilkelerin, doğal hukukun yadsınablirliğini tartışmanın gerekliliği üzerinde durmaktadır. Dilthey’in kaygılarını açığa vuran sorusu şöyledir: “Bunların varlığı yadsınabiliyorsa, bu durumda bilimlere düzen ve açıklık sagıayan ilkeler toplulugunun dayandıgı saglam zemin nerededir?”[2]

Dilthey bu sorunun cevabını, epistemolojide, dolayısıyla bilimin neliği, bilgimizin kaynağı, bilincimizin koşulları, bilincimizin nesnel dünya karşısındaki durumu gibi sorunlar hakkında yaptığı tespitler dolayımında aramaktadır.

Bilim yapma yolunda tek yöntemimizin deney olduğunu söyleyen Dilthey, bütün deneylerimizin kökeninin ve geçerliliğinin bilincimizin koşulları (sayıltıları) tarafından öncelendiğini ve belirlendiğini vurgulamış, bilimin her şeyi bilebileceğini iddia eden bilimist anlayışların karşısında olmuştur. Dilthey’e göre bilim, bilincimizin olanaklarının bilgisini sağlayamaz; çünkü bilimin kendisi bizim bilincimizin olanakları içinde kurulmuştur. Bizim için, Dilthey’in deyimiyle “silik bir gölge” olan doğa, bizim bilinç koşullarımız tarafından tasarlanmıştır. Bu noktada onun kullandığı “iç deneyim” kavramı önem arz etmektedir. Zira bilincimiz, dışında bulunan nesnel dünyanın bizim bilinç koşullarımız tarafından tasarlanan olgularını iç deneyim yöntemiyle denetleyebilmektedir. İşte Dilthey’e göre tin bilimlerinin temelinde bu elde ettiğimiz olguların analizi bulunmaktadır. Bilince bağlı olgular dünyasının (tinsel dünya) ilkelerine de ancak bu şekilde ulaşılabilir.

Esasında Dilthey, deneyin ve bilginin elde edilişi hususunda İngiliz-Fransız empirizmi ve Kant ile uzlaştığını ifade etmektedir. Fakat Dilthey’in onlardan ayrıldığı nokta duyusal yolla algılanan nesne alanını tasarımlayan zihnin yanında pek çok kategorinin de bulunduğudur. Yaşamın totalitesini ihmal ederek deneyimi ve bilgiyi sadece düşünme edimiyle açıklamaya çalışan indirgemeci bir epistemolojiye karşı çıkan Dilthey, düşünmenin yanında hissetme, arzulama edimlerinin de bulunduğunu düşünmektedir. Ona göre yaşam deneyimi bütünselliği içinde kavranılabilir ve anlaşılabilir. Tinsel dünya, doğa bilimlerinin ele aldığı nesnel dünyadan farklı bir yöntemle ele alınmalıdır; çünkü nesnel dünya karşısında bilen özne edilgen konumdadır. Fakat tinsel dünya yaşamın bütünselliği içinde insan tarafından meydana getirilir. Tam da bu nedenle yaşantıda özsel olan anlam, eylem ve değerden kopuk olarak doğa bilimlerinin nesnesine benzer bir biçiminde ele alınamaz. İnsanın sosyal, kültürel ve tarihsel bir varlık oluşu bu indirgemeciliği kabul etmemektedir. Öznenin kendi totalitesini, bütünsel yaşamını kavrayabilmesi için iç deneyim yoluyla bilinç olgularına yönelme zorunluluğu bulunmaktadır ve ancak bu sayede tinsel yaşamın anlamı yakalanılabilir. İşte Dilthey’in araştırdığı şey de insanın bilinç koşullarına bağlı olarak ortaya çıkardığı tarihsel ve psikolojik yönüdür:

Bu yönüyle insanı, isteyen, hisseden ve bir şeyler planlayıp amaçlayan yönüyle insanı, bilginin ve bilgi kavramlarının da (dış dünya, zaman, töz, ilk neden, vb.) açıklanmasında temele koymak; bilginin ve bilgi kavramlarının sadece algı, tasarım ve düşünme malzemesiyle dokunmuş şeyler olup olmadıgına yönelmek istiyorum.[3]

Burada Dilthey’in ilgilendiği psikolojinin, doğa bilimsel yöntemin fizik bilimindeki yasalarına benzer olarak düzenlenmiş bir psikoloji olmadığını söylemekte fayda vardır. Zira Dilthey salt zihinselliğe hapsedilmiş bir insan araştırmasını reddetmekle birlikte insanın sosyal ve tarihsel bağlamından koparılmasını da kabul etmemektedir.

Dilthey, temellendirmek istediği tin bilimleri epistemolojisini Kant ile belirli konularda uzlaşarak fakat aynı zamanda onu eleştirmek suretiyle dönüştürerek yapmaya çalışmaktadır. Dilthey, fenomenal dünyanın, Vico’nun tarih anlayışından da beslenerek, bizzat tarafımızdan inşa edilen tarihten daha az gerçek olduğunu söylemektedir. Çünkü dış dünya olduğu gibi bizim dışımızdadır. Fakat arzularımızdan, isteklerimizden zuhur eden eylem alanı (tarih, dil, kültür vd.) bizim için doğaya oranla daha kesindir. Onun “tarihsel gelişme” olarak adlandırdığı insanın isteme, arzu, amaçlama gibi edimlerinden meydana gelen yaşamın bütünlüğüne dair bilgi alanı salt aklın a priorileriyle kavranamaz. Dolayısıyla insanın tarihsel bütünlüğü, tinsel yaşamın anlaşılması bakımından ihmal edilemeyecek düzeydedir ve “yaşanan gerçekliğe aittir”[4]. Çünkü ona göre nesnel dünyaya ait bilgimiz en nihayetinde bizim yönelimlerimiz sonucunda ve tasarımlarımızdan ortaya çıkan soyutlamalardır. Ne var ki dış dünyanın kendindeliği bizim tasarımlarımızdan çok farklı olabilir.

Modern dönemle birlikte ortaya çıkan uzmanlaşmaya dayalı yaşama biçimleri karşısında Dilthey, toplum bilimlerinin konumu ve neliği sorularını gündeme getirmektedir. Toplumu meydana getiren etkileri, onun değişimini ve dönüşümünü izlemek, kısacası yaşamın bütünlüğü içinde insan tarafından ortaya konan olgu ve olayların tamamının anlaşılması hususunda ihtiyaç duyulan bilimsel temellendirmeyi yapmak gerektiğini düşünmektedir.

Dilthey için tin bilimlerini doğa bilimlerinden ayıran sınırların temellendirilmesi gerekmektedir. O bu temellendirmeyi öncelikle “bilim”den ne anladığını ifade ederek başlamıştır. Dilthey, bilim tanımını şöyle yapmaktadır:

Sözcük anlamıyla "bilim"den, kendilerinden hareketle kavramların oluşturuldugu bir ilkeler toplulugu anlaşılır ki. bu kavramlar gerçekten de bu ilkelere göre tamamen belirlenmiş haldedirler. Bu ilkeler tüm düşünsel ilişkiler baglamı için sabit ve genel-geçerlidirler ve parçaları bir bütüne baglamaya aracılık ederler.[5]

Dilthey’in sunduğu bilim anlayışı modern dönemde ortaya çıkan parçalılık karşısında bütünlüğü savunan, salt deney ve gözleme dayanmayan, özneyi bilincinde barındırdığı bütün nitelikleriyle birlikte kapsayan bir bilim anlayışıdır. Böylelikle o, tarihsel ve toplumsal gerçekliği konu edinen bilimlerin sahip olması gereken bütünlüklü anlayışı fikrine gönderimde bulunmaktadır.

Tarihin ve toplumun her vechesinin insan eylemleri tarafından oluşturulduğu düşüncesinden hareket eden Dilthey bilen, isteyen, hisseden özneyi merkeze yerleştirir. Dolayısıyla onun “tinsel olgular topluluğu” olarak adlandırdığı ilkeler, Kant'ın düşünme ediminde insana verdiği düşünsel özgürlüğe ve üretkenliğe dayanmaktadır.

“İşte bu yüzden biz, "bilim" teriminden bir tinsel olgular toplululugunu anlıyoruz. Çünkü bilgide de, eylemde de, bu ilkeler toplulugu hep önde bulunur ve "bilim" denince bu ilkeler toplulugu ve bunlar sayesinde kurulmuş bir şey anlaşılır.”[6]

İnsan tarafından oluşturulmuş tarihsel olan tinsel dünyayı kavramanın doğa bilimlerinin empirik yöntemiyle kavranamayacağını söyleyen Dilthey bir tarihsel/eleştirel yöntemin gerekli olduğunu iddia eder. O, pozitivistlerin tarihsel olana uydurmak istedikleri bilme anlayışını, neyin bilim olduğu neyin bilim olmadığı meselesi üzerinde kurdukları otoriteyi eleştirir. İradi eylem alanının  gerçeklik hakkında doğru bilgiler verebilmesinin yalnızca doğa bilimsel yöntemle mümkün olabileceğini söyleyen pozitivistlere karşı çıkar.

Dilthey, bilimin olgularının ikiye ayrıldığını söyler. Bunlardan birincisini doğal olgular topluluğuna yönelen doğa bilimleridir. Ona göre tinsel olguları tanıtan esaslı bir tanımlama henüz yapılmamıştır. İşte o, bu amaca yönelik olarak -Spinoza’ya yaptığı atıfla- globus intellectualis’in (zihinsel küre) yöneldiği olgular topluluğunu “tin bilimleri” olarak isimlendirdiğini açıklar. O bu adlandırmayı, tabiri caizse, kötünün iyisi olarak görse de bütün eksikliklerine rağmen, ifade etmesi gereken objeye en yakın isimlendirmenin “tin bilimleri” olduğunu kabul eder.

Çünkü 'tin bilimi' adı bile, büyük ölçüde, yine de bu bilimlerin objesini yetersiz bir biçimde ifade etmektedir. Çünkü tinsel yaşama ait olgular, insanın psiko-fizik yaşam bütünlügünden kopartılamazlar. Öyle ki toplumsal/tarihsel olguları betimlemek ve çözümlemek isteyen bir teorik çaba, insan dogasının bu psiko-fiiik bütünlügünü gözardı edemez ve bu bütünlük bu nedeple sadece tinsel olan şeylerle sınırlandırılamaz. Bununla birlikte terim, hiç olmazsa, kendisini, ona yakın gibi görünen, örnegin 'toplum bilimleri' (sosyal bilimler), 'tarih bilimleri', 'kültür bilimleri' diger uygunsuz terimlerden ayırmamızı saglar.[7]

İnsanın doğanın hükmediciliği kendinde bulduğu otonomi sayesinde ortaya çıkardığı tinselliğe vurgu yapan Dilthey, özgür iradeden kaynaklanan bu alanın (tinsel alan) doğa bilimsel yasalarla açıkalanamayacak bir kendindeliği bulunduğunu ifade eder. Çünkü tinsellik mekanik değildir ve iradi eyleme dayanır. İnsan bu özerkliği sayesinde içinde bulunduğu tekrarlılık arz eden doğayı aşma ve onu yeniden kurma gücüne sahiptir. İşte Dilthey’in tin bilimleri olarak adlandırdığı alanın yöneldiği olgular topluluğu, insanın iradesiyle tasarımladığı tinselliğin dünyasıdır.

Sonuç

Modern dönemle birlikte bilimlerin birliği ve bütünlüğünün parçalanışı dolayımında zuhur eden bilimlerde tasnif problemi söz konusu olduğunda başvurulması gereken öncelikli isimlerden birisi kuşkusuz Dilthey’dir. Onun doğa bilimlerinin yöntemi karşısında önerdiği metodoloji, tarihi ve toplumu anlama yolunda yol gösterici olmuştur. Zira o, toplumu ve insanı salt fiziksel ve biyolojik bir nesne olarak gören pozitivist anlayış karşısında konumlandırdığı “Tin Bilimleri”ni, açıklamak yerine anlamayı öne çıkararak kavranması gereken olgular bütününü, yalnızca yüzeysel bir empirik malzeme olarak görmeyerek, insanın iradesi sonucu ortaya çıkması bakımından, yaşamın bütünselliği içinde anlaşılabileceğini söylemiştir. İnsana ve topluma laboratuvar malzemesi gözüyle yaklaşan bir perspektifin yol açtığı savaşlar, krizler, yıkımlar karşısında sevgiyle “anlamayı” öneren bir anlayışa sahip olan Dilthey, derinlemesine incelenmesi ve çalışılması gereken bir filozof olarak öne çıkmaktadır.

 

 

[1] Wilhelm Dilthey, Hermeneutik ve Tin Bilimleri, çev. Doğan Özlem (İstanbul: Paradigma Yayınları, 1999), 12.

[2] Dilthey, Hermeneutik ve Tin Bilimleri, 15. 

[3] Dilthey, Hermeneutik ve Tin Bilimleri, 18.

[4]  Dilthey, Hermeneutik ve Tin Bilimleri, 20.

 

[5] Dilthey, Hermeneutik ve Tin Bilimleri, 25.

[6] Dilthey, Hermeneutik ve Tin Bilimleri, 25.

[7] Dilthey, Hermeneutik ve Tin Bilimleri, 28.