Din, Kültür ve Düşünce | Prof. Dr. Muhammed Muhtar Şankıti

Enstitümüz tarafından yurt içi ve yurt dışında seçkin öğrenci ve araştırmacılara yönelik gerçekleştirilen Uluslararası Düşünce Akademisi, Prof. Dr. Muhammed Muhtar Şankıti’nin verdiği “Din, Kültür ve Düşünce” başlıklı açılış konferansıyla başladı.

Dinin, kültürün ve düşüncenin insan hayatındaki yerini ve birbirleriyle ilişkisini ele alan Şankıtî; dinin insana anlam ve ahlaki istikamet kazandırdığını, kültürün dinî mesajın topluma ulaşmasına aracılık ettiğini, düşüncenin ise yorum ve eleştiri yoluyla bu ilişkiyi canlı tuttuğunu belirterek şu hususlara değindi:

  • Din, insanın varoluşsal sorularına cevap veren, hayatına anlam ve yön kazandıran, gayba açılan bir ufuk sunan ilahî bir nizamdır. Kültür ise semboller, pratikler ve estetik ifadeler aracılığıyla dinî mesajın toplumsal hayatta karşılık bulmasını sağlar. Düşünce, akıl, yorum ve eleştiri yoluyla bu iki alan arasındaki dengeyi gözetir.
  • Kültürel taşıyıcılardan yoksun kalan din, toplumdan uzaklaşarak dar bir çevreye hapsolur. Dinin aşkınlık ufkundan kopan kültür, ahlaki pusulasını kaybeder. Fikrî derinlikten mahrum kalan dinî hayat ise kuru bir dindarlığa dönüşür.
  • Dinî hayat, doğuş, kurumsallaşma ve yenilenme süreçleriyle ele alınmalıdır. Başlangıçta ahlaki ve insani bir ruhla ortaya çıkan dinî hareketlerin oluşturduğu kurumlar, zamanla taşıdıkları mesajın önünde bir yüke dönüşebilir. İhya ve tecdid ihtiyacı, bu noktada belirginleşir.
  • Ra‘d suresinin 17. ayetinde geçen su ve vadiler misali, vahiy ile kültür arasındaki ilişkiyi anlamak için önemli bir çerçeve sunar. Vahiy yağmura, farklı kültürler ise kendi kapasitelerince bu yağmuru kabul eden vadilere benzer. Selin üzerindeki köpük nasıl çekilip giderse yanlışlıklar ve sapmalar da gider; insanlara fayda veren hakikat kalır. Vahiy, kültürü aşarken onunla bağını koparmaz; devralınan pratikleri bütünüyle ortadan kaldırmadan arındırır.
  • Hz. Peygamber, “Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, yeryüzüne yağan bol yağmur gibidir.” buyurarak ilahî rehberlik karşısındaki farklı tutumları toprak misaliyle açıklar. Hadiste bazı toprakların suyu kabul edip bolca bitki yetiştirdiği, bazılarının suyu tutarak insanların içmesine ve ekinlerini sulamasına imkân sağladığı, bazılarının ise ne suyu tuttuğu ne de bitki yetiştirdiği anlatılır (Buhârî, İlim, 20, hadis no. 79). Bu misal, dinî bilgiyi koruyup aktarmanın yanında, onu anlayarak amele ve hayata dönüştürmenin önemini de ortaya koyar.
  • Aliya İzzetbegoviç’in kültür ve medeniyet ayrımında kültür; insanın ahlak, anlam ve sanat yoluyla iç dünyasının dönüşümünü, medeniyet ise bilim, teknoloji ve maddi imkânlarla dış dünyanın dönüşümünü ifade eder. Maddi ilerleme, ahlaki ilerlemeyi kendiliğinden beraberinde getirmez. Bu sebeple modern medeniyetin insani ve ahlaki değerlerle buluşturulması gerekir.
  • Malik bin Nebi’nin değerlendirmeleri çerçevesinde Robinson Crusoe ve Hayy bin Yakzan, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin iki farklı yönünü temsil eder: maddi dünyaya yöneliş ve varlığın anlamı üzerine tefekkür. Bugün İslam dünyasının temel meselelerinden biri, düşünceyi hayatta karşılığı olan bir eyleme dönüştürebilmektir. Üretkenliğini yitirmiş “ölü fikirler” ile dışarıdan alınarak yıkıcı sonuçlar doğuran “öldürücü fikirler” eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
  • Din ile kültür arasındaki etkileşim; kültürleşme, asimilasyon, uyum, çatışma ve bütünleşme gibi farklı biçimlerde gerçekleşebilir. İslam’ın evrensel ilkelerinin farklı toplumlarda çeşitli kültürel ifadeler kazanması, bu ilişkinin çoğul yapısını gösterir.
  • Dinî mesajın insanlara ulaşması kültürel taşıyıcılarla mümkün olur. Düşüncenin sürekli görevi ise bu taşıyıcıların ilahî mesajı gölgelememesini ve çarpıtmamasını sağlayarak ona hizmet etmesini temin etmektir.

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir