Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamız, “İslâm Düşüncesinde Rahmânî Ahlâk Tasavvuru” dersinde rahmâniyet kavramını ve bu kavram üzerine inşa edilecek ahlâk düşüncesinin esaslarını ele aldı. Rahmânî ahlâkın bireysel davranışlarla sınırlı kalmayıp insanın varlıkla, kendisiyle ve toplumla kurduğu bütün ilişkileri kuşattığını vurgulayan hocamız, şu hususlara değindi:
- Rahmânî ahlâk, meşruiyetini Esmâ-i Hüsnâ’dan alan, merhamet değerlerine dayanan bir ahlâk tasavvurudur. Bu tasavvurun temelindeki rahmâniyet, Allah’ın er-Rahmân isminin ifade ettiği kuşatıcı rahmetin beş boyutunu ihtiva eder: varlığın yaratılması ve yaşatılması, insana değer ve istikamet verilmesi, vahyin ve peygamberlerin gönderilmesi, adalet ve iyiliğin emredilmesi, tövbe ve bağışlanma imkânının sunulması. Bu beş boyut üzerine inşa edilen rahmânî ahlâk; rahmânî estetik, rahmânî siyaset, rahmânî hukuk, rahmânî iktisat ve rahmânî eğitimle birlikte hayatın bütün alanlarına istikamet veren bir değerler bütünlüğü oluşturur.
- Allah’ın kendi üzerine rahmeti yazdığını bildirmesi, rahmetin bütün varlığı kuşatan ilahî bir kanun olduğunu gösterir. Yağmurun yağmasında, toprağın tohumu yeşertmesinde, gece ile gündüzün birbirini takip etmesinde ve kuşların uçuşunda bu rahmetin izleri vardır. İnsanın fıtratında, hayvanların tabiatında ve bitkilerin hayatında tecelli eden rahmet, yalnızca insan ilişkilerini düzenleyen bir değer değil, bütün varoluşu kuşatan bir ilkedir.
- Rahmâniyetin biri Allah’a, diğeri insana bakan iki yönü vardır. Allah’a bakan yönü, bütün varlığı kuşatan ilahî rahmeti; insana bakan yönü ise bu rahmetin insanın ahlâkında ve bütün varlıkla kurduğu ilişkide karşılık bulmasını ifade eder. İhsan, şefkat ve merhamet, bu ilişkinin hayata yansıyan ahlâkî tezahürleridir.
- Esmâ-i Hüsnâ’nın tecellileri yalnızca kavlî âyetlerde değil, kevnî âyetlerde de görülür. Esmâî bakış, kâinatı Allah’ın âyetleri olarak okumayı, insanı da ilahî isimlerin tecellilerini taşıyan bir varlık olarak anlamayı gerektirir. Bu bakışta er-Rahmân isminin hususi bir yeri vardır. Zira rahmâniyet, diğer ilahî isimlerin anlamlarını da kuşatan bir rahmet ufku açar.
- Esmâ-i Hüsnâ konusunda iki yanlış anlayış üzerinde durulmalıdır. Birincisi, ilahî isimleri yalnızca cemal ve celâl tasnifi içinde ele alarak onların ahlâkî değerlere kaynaklık eden anlamlarını ihmal etmektir. İkincisi ise ilahî isimleri doksan dokuzla sınırlı kabul etmektir. Zira Cenab-ı hakkın Esma ve sıfatları sonsuzdur.
- Bu ahlâk tasavvurunun ilk sistematik örneklerinden biri, Gazzâlî’nin el-Maksadü’l-Esnâ adlı eseridir. Gazzâlî, ilahî isimleri ahlâkın kaynağı olarak ele almış; her bir ismin anlamı üzerinde durarak insanın bu isimlerden alacağı ahlâkî payı açıklamıştır. Bununla birlikte bu yaklaşım, sonraki nesiller tarafından yeterince geliştirilerek sistematik bir ahlâk kuramına dönüştürülememiştir.
- Rahmânî ahlâk ifadesini kullanan isimlerden biri de İzzeddin İbn Abdüsselâm’dır. Şeceretü’l-Maârif adlı eserinde insanın fiillerini ve hâllerini mârifetullah temelinde bir ağaç metaforuyla ele alan İbn Abdüsselâm’ın “Tahallakû bi-ahlâki’r-Rahmân” başlıklı bölümü, bu tasavvur açısından önemlidir. İbn Arabî’nin Muhâdarâtü’l-Ebrâr ve Müsâmerâtü’l-Ahyâr adlı eseri de bu çerçevede başvurulabilecek kaynaklar arasındadır. Ancak “Tahallakû bi-ahlâkillâh” ifadesi, sahih bir hadis olarak değerlendirilmemelidir.
- Rahmân sûresi, rahmâniyet tasavvurunu anlamanın temel kaynaklarından biridir. Kur’an’ın öğretilmesi, insanın yaratılması, ona beyanın öğretilmesi, güneş ve ayın bir hesaba göre hareket etmesi ve mizanın konulması, ilahî rahmetin tezahürleridir. Sûreyi bu nazarla okumak, insanın ahlâkî hayatı ile kâinattaki ölçü ve düzen arasındaki bağı kavramaya imkân verir.
- Furkân sûresinde anlatılan İbâdü’r-Rahmân, rahmânî ahlâkın insan şahsiyetinde nasıl karşılık bulduğunu gösterir. Yeryüzünde tevazu ile yürümek, cahillerin hitabına selâmla karşılık vermek, boş söz ve davranışlardan vakarla uzak durmak, gece ibadetine devam etmek ve harcamalarda ölçüyü korumak, bu şahsiyetin başlıca vasıflarıdır.
- Çocuklara merhamet etmek, mahrumları gözetmek, insanlara ve hayvanlara şefkatle yaklaşmak, rahmânî ahlâkın gereğidir. Aile hayatında meveddet ve rahmetin hâkim olması, güç ve iktidar sahiplerinin sınırlarını bilmesi de aynı ahlâkî sorumluluğun bir parçasıdır. Böylece ilahî rahmet, insanın sözüyle, davranışıyla ve kurduğu ilişkilerle toplumsal hayatta karşılık bulur.
- Rahmânî ahlâkta merhamet ve adalet birbirini tamamlar. Allah’ın adaleti ve kudreti, rahmetinden bağımsız düşünülemez. Merhameti adaletin karşısına yerleştirmek, onu acizlik yahut haksızlığa göz yummak olarak anlamaktan kaynaklanır. Oysa merhamet, adaletten vazgeçmek değildir; adalet de merhametten uzaklaşmayı gerektirmez.

