İDE Akademi | İslâm Düşüncesinde Usul ve Metodoloji

Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamız, İslâm Düşüncesinde Usul ve Metodoloji dersinde “Asıl ve Usul” meselesini ele aldı. Aslın bir şeyin özü, hakikati ve temeli olduğunu belirten hocamız, usulün yalnızca bir yöntem olmadığını; her meselede asla dönmeyi ve düşünceyi o asıl üzerine inşa etmeyi gerektirdiğini vurgulayarak şu hususlara değindi:

  • Ağacın gövdesi ve dalları kökten beslendiği gibi düşünce de asla dayanmalı, o kökten hareketle inşa edilmelidir. Asla dayanmadan bir ilkeye varmak ve kaide kurmak mümkün değildir. Kur’an’da kökü sağlam, dalları göğe uzanan güzel ağacı anlatan ayet âdeta bir usul ayetidir.
  • Asıl denildiğinde öncelikle Kur’an ve Sünnet akla gelir. Bunun yanında aklın bedihî asılları ile insanın mahiyetine, varlığa, kâinata ve bilgiye dair temel ilkeler de vardır. Bütün bu asılların birleşiminden bir usul ortaya çıkar.
  • Usul bize iki temel soru sordurur: Akıl hakikate nasıl ulaşır? İnsanın ulaştığı bilginin geçerliliği hangi esaslara dayanır?
  • Usul ile metodoloji aynı şey değildir. Metot sonuca, usul ise asıllara odaklanır. Mesela “Zimmette asıl olan berâettir” ilkesi tek bir nastan değil, insana dair bütüncül bir anlayıştan beslenir. Farklı naslardan hareketle küllî bir ilkeye ulaşmayı ifade eden küllî istikrâ bu yüzden önemlidir. Bu asıllar insanı, toplumu ve tarihi anlamada, kadîmi ve cedîdi kavramada bir fener gibi yol gösterir.
  • Batı’da metodoloji konusunda farklı yaklaşımlar öne çıkmıştır. Bu yöntemlerin pek çoğunun karşılığı Kur’an’da ve İslâm düşüncesinin birikiminde mevcuttur.
  • Sokratik yöntem, soru sorarak hakikate ulaşmaktır. Kur’an’da yaklaşık 1200 soru vardır. Kur’an soruyu sorar, bazen cevabı verir, bazen de insanın düşünmesine bırakır. Platon’un diyalektiği görünenden hareketle hakikate ulaşmayı amaçlar. Aristotelesçi mantıkta ise kıyas, ispat, illet ve sebep-sonuç ilişkisi esastır.
  • Descartes’ın şüphe yöntemi sağlam bilgiye ulaşmak için şüpheleri azaltmayı, Kant’ın eleştirel yöntemi bilginin imkân ve sınırlarını araştırmayı esas alır. Hegel’in diyalektiği bir meselenin iç gelişimini ve dönüşümünü anlamaya çalışır. Fenomenoloji tecrübeden hareket eder; hermenötik anlamayı anlatan, anlaşılan ve anlayan arasındaki ilişki içinde ele alır; analitik yöntem meseleyi parçalara ayırır; bilim felsefesi ise bizzat yöntemi sorgular.
  • Modern dönemde gözlem ve deney öne çıkmıştır. Elbette bunlar önemlidir. Ancak dışında kalan her şey ilim alanından çıkarıldığında vahiy, gayb ve ahiret de reddedilmiş olur. Bacon’la belirginleşen ve sosyal bilimlere de uygulanan bu yaklaşım, insanlık tarihinin büyük kırılmalarından biridir. Çünkü bilgi yalnızca görünenden, varlık yalnızca maddeden ibaret değildir; mana da vardır.
  • Bütün bu yöntemler bilginin değerini ve sınırlarını anlamak bakımından önemlidir. Ancak her birinin hangi asıllara dayandığını da sormak gerekir. “Elif lâm mîm. Zâlike’l-kitâbu lâ raybe fîh, hüden lil-müttakîn” ayeti, şüphe ve bilgi meselesinde temel bir başlangıç noktasıdır. Vehim, reyb ve zan mertebelerini aşarak hakikate ulaşmak da bir usul meselesidir.
  • Hz. Peygamber’in vefatından sonra ümmetin gündemine dört soru yerleşti: Vahyi nasıl anlayacağız? Resul’ün hayatını nasıl anlayacağız? Sahabenin risalete şahitliğini nasıl kavrayacağız? Yeni meselelerde nasıl içtihat edeceğiz? Asıldan usule varma düşüncesi bu sorular etrafında şekillendi.
  • İslâm’ın hızla yayılıp Arap olmayan toplumlarla buluşması usule duyulan ihtiyacı artırdı. Usul âlimlerinin önemli bir kısmının Mâverâünnehir’de yetişmesi bu yüzden anlamlıdır: Merkezden uzaklaştıkça usule ihtiyaç artmıştır.
  • İslâm düşüncesinin teşekkülünde Kur’an ve Sünnet mevcudiyetimizi, usul ve fıkıh meşruiyetimizi; kelam, felsefe ve mantık makuliyetimizi; hadis, tarih ve geleneğin aktarımı ise mevsukiyetimizi temin etmiştir.
  • Her ilmin bir usulü vardır. Ancak burada yalnızca usûl-i fıkıhtan değil, asılların bizi ulaştırdığı bütüncül bir usul anlayışından söz ediyoruz.
  • Dil farklı yorumlara imkân verir, insan farklılıklar taşır, nas ise kendine özgü bir anlama çerçevesine sahiptir. Dili, insanı ve dini doğru anlamak için usul gerekir.
  • Kur’an’ı muhkem ve müteşabihiyle bir bütün olarak anlamak, Kur’an’ın yaşanmış hayata dönüşmesi olan Sünnet’i doğru anlamak ve aktarmak usulü gerektirir. Sünnet’e teşebbühle değil teessîyle yaklaşmak, onu bir değerler manzumesi ve hayat nizamı olarak kavramak bu anlayışın parçasıdır. Risalet-i Muhammediyye’nin âlemşümullüğünü, hâlidiyetini ve hatemiyetini kavramak, tenzil ile tevil arasındaki sınırı belirlemek de usulle mümkündür.
  • Vahiy dışarıdan bir akıl, akıl ise içeriden bir vahiydir; din aklı kenara bırakarak anlaşılamaz. Hâris el-Muhâsibî’nin erken dönemde yazdığı “el-Kur’an ve’l-Akıl” bu bakımdan dikkat çekicidir. Akıl meselesi bugün de İslâm dünyasının en önemli usul meselelerindendir.
  • Sabite ile değişken, akıl ile nakil, âdet ile ibadet, dinî olan ile kültürel ve dünyevî olan, zahir ile batın, hakikat ile mecaz, gayb ile şehadet, tekvin ile tenzil arasındaki ilişkiyi doğru kurmak bütüncül bir usul anlayışıyla mümkündür.
  • Usulün en önemli görevlerinden biri de dinde yerel olanla evrensel olanı ayırmaktır. Hiçbir peygamber, kavminin geleneğini bütün insanlık için evrenselleştirmek üzere gönderilmemiştir. Bu ayrım yapılmadığında gelenek din zannedilir.
  • Geleneği bütünüyle dondurup kutsallaştıranlar da onu tamamen göz ardı edenler de yanılmıştır. Biri katı selefiliği, diğeri modernizmi doğurmuştur; ikisinin de kökünde usulsüzlük vardır.
  • Usul, lafızdan manaya, manadan hikmete, hikmetten hakikate ulaşmanın yoludur. Molla Fenârî, İbnü’l-Arabî’den de etkilenerek keşf ve müşahedeyi usûl-i fıkıh çerçevesine dâhil etmiş, sülûk ve ahlakı da usul düşüncesiyle ilişkilendirmiştir.
  • Usul, dinin evine arkadan değil kapısından girmeyi öğretir: “Ve’tü’l-büyûte min ebvâbihâ.”
  • İmam Gazâlî, el-Mustasfâ’yı güzel ağaç ayetiyle ilişkilendirir; içtihada “istismâr”, müçtehide ise meyve toplayan anlamında “müstesmir” der.
  • Usul, bir yöntemi bilmekten öte, her meselenin aslını bulup ilişkileri o asıl üzerinden kurmaktır. İslâm düşüncesini yeniden inşa etmek, kadîm ile cedîdi anlamak ve hakikate ulaşmak için usule ihtiyacımız var.