İDE Akademi | 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Programı

İslam Düşünce Enstitüsü 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Programı, Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından Enstitü başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez’in açış konuşmasıyla başladı.

Sözlerinin başında İslam medeniyetinde ilk derslerin ehemmiyetine değinen hocamız, şu hususları ifade etti:

“Bizim medeniyetimizde ilk ders istiazedir. Biz işlerimize, sözlerimize başlarken öncelikle bütün kötülüklere karşı yegâne melceimizin Rabbimiz olduğunu ilan ederiz.

İlk dersimiz besmeledir. Besmele ile biz rahmeti kuşanırız. Allah’ın rahmetini hatırlarız ve o rahmeti hayat prensibi hâline getireceğimizi ilan ederiz.

Bizim ilk dersimiz hamdeledir. İşlerimize başlarken Rabbimize hamdimizi ikrar ederiz. Bizim ilk dersimiz salveledir. Salvele ile biz ümmet olduğumuzu ilan ederiz, Efendimize olan muhabbetimizi bildiririz.

Kur’an’ın nüzul sırasına göre ilk dersimiz okumaktır. Mushaf sırasına göre ilk ders Fatiha’dır. Hadis ilminde ilk ders niyettir; ‘İnnemel a‘mâlü binniyyât’ hadisidir. Kelam dersinde ilk dersimiz tevhiddir, hakikattir. Felsefede ilk dersimiz hakikattir. Tasavvufta ilk dersimiz marifettir, marifetullahtır.”

Hocamız, bu ilk derslerin her birinin, yapacağımız bütün ilmî çalışmalara yön vermesi bakımından ayrı bir anlam taşıdığını vurguladı. Ardından İDE’nin dokuz yıllık ilmî yolculuğunu değerlendirerek şu hususlara değindi:

  • İDE, kuruluşundan itibaren usul ilmini öncelemiştir. Usulden maksat, yalnızca usul-i fıkıh, usul-i hadis ve usul-i tefsir değildir. Temel meselemiz, İslami bilgiyi hayatla nasıl buluşturacağımız, ona nasıl süreklilik kazandıracağımız ve nehri yeniden nasıl akıtacağımızdır. “İslam Düşüncesinde Usul ve Metodoloji” kitabımız, bu anlayışın bir neticesidir.
  • İlimlerin tasnifi üzerine yaptığımız çalışmalar bizi ilimlerin tevhidine götürmüştür. İnsan, vahiy ve tabiatı konu edinen ilimlerin birbirleriyle ilişkisini yeniden ele almak, bu alanlar arasında yaşanan kopuşları aşmak gerekir. “İslam Düşüncesinde Bilimlerin Birliği” kitabı da bu çabanın bir neticesidir.
  • İlimlerin tevhidinden sonra ilimlerin tecdidi meselesine yöneldik. İlmî çalışmalarımızın bugüne ne söylediğini, insanlığın meselelerine nasıl cevap verdiğini sorgulamak zorundayız. İslami ilimlerin tarih boyunca geçirdiği yenilenme süreçlerini dikkate alarak bugün hangi yeni usullere ihtiyaç duyduğumuzu ele almalıyız.
  • Bu yıl ilimlerin yeniden tesisi meselesini merkeze alıyoruz. Kurucu metinlerimizle yeniden irtibat kurarak medeniyetimize nasıl süreklilik kazandırabileceğimiz sorusu, ders ve müzakerelerimizin temel çerçevesini oluşturacaktır.
  • İlim ve akademi çok önemlidir ama akademizm doğru değildir. İlmî çalışmaların insanla, toplumla ve hayatla bağını koruması gerekir. İDE de sadece akademi ile iktifa etmez; “anın vacipleri”ni gözeterek güncel meselelere karşı sorumluluklarını da üstlenir ve üstlenmiştir.
  • Pandemi döneminde musibetleri nasıl anlamamız gerektiği üzerinde durduk. Bu süreçte gerçekleştirdiğimiz dersler, “İslam’da Zor Zamanlar” kitabına dönüştü. İDE gibi müesseselerde fikirler müşterek gelişir; ortaya çıkan eserlerde hocalarımızın ve öğrenci arkadaşlarımızın birlikte düşünmesinin, konuşmasının ve üretmesinin katkısı vardır.
  • Gazze’de yaşanan zulüm karşısında yalnızca konuşarak ve kitap okuyarak yolumuza devam edemezdik. Bu sebeple bir taraftan Gazze ve Filistin dersleriyle ilmî ve fikrî sorumluluklarımızı ele alırken diğer taraftan vakfımız aracılığıyla Ankara’ya gelen Gazzeli ailelerin yaralılarını sarmak için onlarla beraber olmaya çalıştık.
  • 6 Şubat depremlerinin ardından “Depremin Manevi Yaralarını Sarmak” başlığı altında çalışmalar gerçekleştirdik. Afetleri nasıl anlamamız gerektiğini ilmî açıdan ele alırken insanların manevi yaralarını sarma konusunda da kendi imkânlarımız ölçüsünde sorumluluk üstlendik.
  • Bu yıl beşincisini gerçekleştirdiğimiz Maveraünnehir Yaz Seminerleri, farklı ilim havzaları arasında bir köprü kurmuştur. Farklı coğrafyalardan akademisyenlerle gerçekleştirdiğimiz buluşmalar, ilmî birikimlerimizi karşılıklı olarak paylaşmamıza ve ortak meselelerimiz üzerinde düşünmemize vesile olmuştur.
  • Dil öğrenmek, aynı zamanda başka bir ilim havzasıyla tanışmaktır. Öğrencilerimizin Lübnan ve Ürdün’de katıldığı eğitim programlarını bu anlayışla gerçekleştirdik. Bu da inşallah devam edecektir.
  • Biz yalnızca fikir değil, tefekkür peşindeyiz. Düşüncede yatay yürüyüşler kadar derinleşmeye de ihtiyacımız var. Taha Abdurrahman okumaları ve buluşmaları bu arayışımıza katkı sunmuştur. Baki hakikatlerimizi hiçbir fâni şahsiyet üzerine bina edemeyiz; ancak farklı coğrafyaların âlimlerinden ve mütefekkirlerinden istifade etmekten de geri duramayız.
  • “Gençliğin Anlam Arayışı” ve “Dijital Çağda Hayâ Ahlakı”, eserlerimiz de öğrencilerimizle yaptığımız sohbetlerden, onların sorularından ve birlikte yürüttüğümüz müzakerelerden doğmuştur.
  • Burada üretilen bilginin Bengalce, Farsça, Boşnakça ve Arnavutçaya çevrilmesi, ilmî birikimimizin farklı coğrafyalara ulaşmasına vesile olmuştur. Bu küçük mekânda birlikte çıktığımız ilim yolculuğu, öğrencilerimizin gayretleriyle İslam dünyasının farklı bölgelerine uzanmıştır.
  • İstanbul’da kuruluş çalışmalarını yürüttüğümüz üniversitede gayemiz, yalnızca mevcut üniversitelere bir yenisini eklemek değildir. İslam dünyasına yeni bir üniversite modeli sunmak için çalışıyoruz. Genç araştırmacılarımızın da kendilerini bu ilmî sorumluluğu üstlenecek şekilde hazırlamalarını arzu ediyoruz.
  • Öğrenci arkadaşlarımızı yalnızca bize katılan kişiler olarak görmüyoruz. Biz de onların ilmî çalışmalarına katılıyor, onlarla birlikte yürüyoruz. Bu yıl da ilim ve hikmet yolculuğumuzu birlikte sürdüreceğiz.

Hocamız, yeni eğitim döneminin hayırlara vesile olması temennisiyle konuşmasını tamamladı.